Rusça, Bulgarca ve Ukraince İletkelerden Seçmeler - 12

Gündeme ilişkin haftalık haber toplusunda aşağıdaki hususlar işlenmektedir:

1. Rusça, Bulgarca ve Ukraince iletkelerden yorumsuz kısa çeviriler,

2. Gerekli göründüğünde “Katkı” başlığı altında yorum ve çözümlemeler,

3. Gerekli göründüğünde “Diğer Diller” başlığı altında kısa çeviriler,

4. Gerekli göründüğünde “Gündem Dışı” başlığı altında kısa çeviriler ve

5. Ek görseller eklendiğinde “Görseller” başlığı altında görsellerin çözümlemeleri.

Toplu İletkeler, Haftalık Gündem, Çarpıtma, Algı Yönetimi, Kamuoyu

GAGAVUZLARIN SOVYET NOSTALJİSİ Mİ! YOKSA BAŞKA BİRŞEY Mİ!

Gagavuz dilinde "Kadem Kaynaa [Uğurun Kaynağı]" adlı bir roman yayınlandı. Romanda, Sovyet nostaljisi olarak görülebilecek boyutlar olsa da, aslında romanda, 1970'lerin ikinci yarısında bir Gagavuz köyü sakinlerinin yaşamlarında kendi gelenekleri ile Sovyet bayramları arasında nasıl bir etkileşim olduğu çeşitli boyutlarıyla gösterilmeye çalışılmaktadır. Yukarıdaki görsel, söz konusu kitaptandır. Gagavuzca'da Arapça kökenli bir sözcük olan "kadem", uğur, başarı, mutluluk anlamına gelir ve Türkiye Türkçesinde de seyrek de olsa bu anlamda kullanılabilmektedir. Kitabın içeriği ile ilgili daha fazla ayrıntı, aşağıda "Diğer Diller" kısmında "1. Gagavuzların Sovyet Nostaljisi" başlığı altında verilmektedir. Görselin kaynağı için, bkz.

 

 

 

 

RUSÇA İLETKELER

 

1. Sergey Strokan, Maksim Yusin ve Mariana Belenkaya yazdı: Son Kürt kalıncaya kadar savaş. Türkiye Suriye'nin kuzeyinde kendi denetim bölgesini yaratıyor.

Afrin düştü, ama pes etmedi: Kürt güçleri, Afrin'den ayrıldı ama düşmana karşı gerilla savaşına geçeceklerine söz verdiler. ... Moskova'nın Kürt ikilemi: Suriye'de Türk denetim bölgesinin kurulması, Rusya'yı zor bir duruma düşürdü. Ama Moskova, Türkiye'yle kavga etmek istemiyor, buna karşılık Suriye'nin toprak bütünlüğünü korumaya çalışıyor. Kaynak: bkz. (21 Mart 2018)

Katkı: Yazının içerisindeki haritada Türkiye'de "terör örgütü" olarak tanımlanan örgütlerden bahsedilmiyor, ilgili bölgedeki [Afrin merkez] herhangi bir terör örgütü adı yazılmayıp sadece "Kürtler" yazılmış. Bu açıdan yazıdaki söylem ile haritanın söylemi birbiriyle tutarlıdır. Başka bir deyişle, hem yazıyı okuyunca hem haritaya bakıp okuyunca, oluşturulan aşırı-çarpık imge ne yazık ki şu oluyor: "Türkler, Kürtlere saldırıyor. Hem de son Kürt kalana kadar saldıracaklar." 

 

2. Rusya Dışişleri Bakanlığı, Letonya'yı uluslararası yasal sözleşmeleri çiğnemekle suçladı ve kınadı.

Letonya'da "Eğitim Üzerine" çıkan bir yasada, ülkedeki tüm okulların devletin resmi dilinde olması normu getirilmektedir. Bu yasaya karşı, Letonya Rusça dilinde eğitim veren Rus Okulları Derneği'nin de katıldığı çok geniş çaplı bir protesto düzenlendi ancak Letonyalı yetkeler bunu dikkate almadı. ... Rusya Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, bu yasanın uluslararası hukuka aykırı olduğu ve ikili ilişkileri zorladığı söylenmiştir. Daha önce Letonya'da okullarda Rusça dilinde eğitimin iptal edildiği bildirilmişti. Kaynak: bkz. (24 Mart 2018) 

 

3. "Baykonur" kozmodromundan Çarşamba günü gönderilen uzay aracı "Sayuz"un mürettebatı ulaştı.

Düzenli bir yerleştirmeydi. Üç meslektaşın arasında Rus astronot Oleg Artemyev, aynı zamanda NASA astronotları Andrew Foistel and Richard Arnold bulunuyordu. Her zamanki gibi büyük bir bilimsel çalışma planıydı. Öğrenciler de dahil olmak üzere çeşitli nano-uyduların fırlatılması planlandı. Temel deneyimlerden biri, kuşların göçünün uzaydan izlenmesi olacak. Kaynak: bkz. (24 Mart 2018)

 

4. Balerin Anastasiya Voloçkova, hamamda çektirdiği çıplak görselini instragam hesabında paylaştı.

Balerin ve oyuncu Voloçkova, görselde çıplaklığını süpürge ile saklamaya karar verdi. Voloçkova, "Cuma! Sonunda, Rus hamamında yıkanma ve temizlenme zamanı! ... Herkese iyi haftasonları! ..." diye yazdı. Paylaştığı görsel, 12 binden fazla beğeni aldı. Aynı zamanda pekçok yorum da yapıldı, hem olumlu hem olumsuz yorumlar vardı. Kaynak: bkz. (24 Mart 2018)

 

5. Poroşenko: Savçenko ve Saakaşvili davaları, istihbarat ders kitaplarına girecek.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Petro Poroşenko, Ukrayna Güvenlik Servisi'nin (SBU) 26. yıldönümü dolayısıyla yaptığı konuşmada, Odesa böglesinin eski valisi Mihail Saakaşvili ve Verhovnaya Rada'nın gayri resmi milletvekili Nadejda Savçenko'nun durumlarının özel güvenlik servisinin ders kitabına gireceğini söyledi. Poroşenko'ya göre, Savçenko Hanım ve Saakaşvili Bey "denetimli kaos kuramı" dedikleri bir darbe hazırlıyorlardı. Kaynak: bkz. (25 Mart 2018)

Katkı: "Verhovnaya Rada", Ukrayna'daki meclisin adıdır. Her iki sözcüğün de anlamı vardır. Türkçeye "Yüce Mutluluk" ya da "Yüce Memnuniyet" olarak çevrilebilir. 

 

6. Rus tv kanalları "РенТВ" ve "НТВ"nin yayınları Avrupa'da sınırlandırılabilir.

Telegraf gazetesinin haberine göre, bu iki Rus tv'si Avrupalı izleyiciye propaganda yapmaktan suçlu bulundu. Her iki kanal da, Büyük Britanya'dan aldıkları lisansları kullanmaktadır. Gazetenin de belirttiğine göre, Birleşik Krallığı Skripal ve kızının zehirlenmesi olayındaki komplo kuramını yaymak için kullanıyorlar. Kaynak: bkz. (25 Mart 2018)

 

 

 

 

BULGARCA İLETKELER

 

1. Borisov: Varna'da Türkiye'yle zor bir görüşme bizi bekliyor.

Avrupa liderleri ve Ankara arasındaki gerilime rağmen, bu görüşmenin gerçekleşip gerçeklşmeyeceği son ana kadar belli değildi. KROSS'un bildirdiğine göre, Brüksel'de Bulgar gazetecilerin önünde Boyko Borisov, ilişkilerin aşırı kötüleşmesi nedeniyle Varna'da Erdoğan'la çok zor bir görüşme olacağını kabul etti. Bu sabah, Avrupa Birliği'nin liderleri ve Türk Cumhurbaşkanı arasındaki buluşmanın, Borisov'un ev sahipliğinde 26 Mart'ta gerçekleşeceği resmi olarak onaylandı. Borisov, bu görüşmenin Bulgaristan için büyük bir sorumluluk olduğu ve aynı zamanda Bulgaristan'a da güven duyulduğunun göstergesi olduğunu söyleyerek şunları dile getirdi: "Bulgar vatandaşlarının bilmesi gereken şey, bu görüşmenin 3 milyon göçmenin Türkiye'de kalması ve ülkemizin dış sınırlarının korunması amacını gütmektedir. Bulgarlar, geçen yıl Harmanlı'da ne olduğunu anımsıyorlar, bu kadar çok sayıda göçmen sınırı geçerse ne olacağını biliyoruz, bu yüzden Türkiye'yle bir anlaşmaya varmayı umuyoruz." Borisov, Türkiye'de yakalanan Yunan askerleriyle ilgili olarak da endişelerini dile getirdi, çünkü bu bizim [Bulgaristan'ın] sınırları da ilgilendirmektedir. Borisov, bu konuyla ilgili oalrak Erdoğan'la konuşacağını söyledi. Kaynak: bkz. (23 Mart 2018)

 

2. Varna'da Avrupa-Türkiye arasında politik poker.

BSP (Bulgar Sosyalist Partisi); Varna'da gerçekleşecek Avrupa-Türkiye arasındaki görüşmede, "Trakya Bulgarlarının tazminat meselesi"nin de en yüksek düzeyde Türk tarafının önünde masaya konması gerektiğini söyledi. Kaynak: bkz. (23 Mart 2018)

 

3. VMRO, Kırcaali'ye bağlı Mestanlı'da bir anaokulunda gerçekleşen etnosların festivali nedeniyle, bu kez de çocuk bahçesini dağıtmak istedi.

Birleşmiş Vatanseverler'in medyaya, işadamlarına saldırmasına alışmıştık, ama bu kez de çocuk bahçesine karıştılar. Baharın gelişi dolayısıyla Mestanlı'da gerçekleşen etnik festivalde çalınan Türk müziği eşliğinde çocukların Türk dansı yapması nedeniyle VMRO, çok rahatsız oldu ve bu konuda soruşturma açılmasını istedi. Kaynak: bkz. (23 Mart 2018)

Katkı: Çocuklar, Rus dansı ve Bulgar dansı ve müzikleri de çalıp oynadılar, ancak rahatsızlık yaratan sadece Türk dansı ve müziği oldu. 

 

4. Tayms: Bulgaristan da Rus diplomatları kovacak.

20 kadar Avrupa ülkesi, Moskova'nın casus ağıyla bağlı Rus diplomatları kovmaya hazırlanıyor. Britanya gazetesi Tayms'ın [Times] yazdığına göre, Bulgaristan, İngiltere örneğini izleyecek ve Skripal davası için Rus istihbaratıyla ilişkili diplomatları kovacak olan 20 Avrupa ülkesinden biridir. Kaynak: bkz. (24 Mart 2018)

Katkı: Bulgaristan, Rusya'yla ilişkiler konusunda diğer AB ülkelerinden gücü oranında farklılaşmayı sürdürüyor. Örneğin, Times'ta çıkan haberdeki öngörüye karşın Başbakan Yardımcısı Tsvetan Tsvetanov'un açıklaması tam tersi yönde oldu: "Bu konuda Bulgaristan, Avrupa ülkelerine uymayacak. Şu anda Rus diplomatları kovmak için bir nedenimiz yok. Sadece ulusal çıkarlarımıza tehdit oluştuğunda Rus diplomatları kovabiliriz. Şimdi böyle bir tehdit yok." bkz.

 

5. Borisov ve onun arkadaşı Taypi

Bulgaristan Başbakanı, Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan'la dostane ilişkilerini vurgulamak için hiçbir fırsatı kaçırmıyor. Borisov, Erdoğan'a arkadaşça "Taypi" diye sesleniyor. Almanya'nın Sesi'ne konuşan İvan Bedrov, şunları dile getirdi: Bu yakınlık, Borisov'un AB'dedeki değerini arttırıyor, ancak Borisov'un Erdoğan'la bu yakınlığı Bulgaristan'da sorun çıkarıyor. Kaynak: bkz. (24 Mart 2018)

 

 

 

 

UKRAİNCE İLETKELER

 

1. Timoşenko: Savçenko yaşam içinde kendi yerinde değildi. Onun psikolojik tedaviye gereksinimi var.

Batkivştina fraksiyonunun başkanı Yulya Timoşenko, Nadejda Savçenko'nun Rus hapishanesinden döndükten sonra psikolojik rehabilitasyona girmesi gerektiğini söyledi. ... 15 Mart sabahı, Savcı General Yuriy Lutsenko, Verhovna Rada meclisine milletvekili Nadejda Savçenko'nun milletvekilliğinin düşürülmesi, yakalanması ve tutuklanması yönünde çağrıda bulundu. Savçenko, "terör yöntemiyle silahlı darbe"yi örgütleyip teşvik etmekten sanıktır. Savçenko, bu suçlamalar karşısında şunları söyledi: "Ben yetkelere ne yapılabileceğini göstermeyi planlamıştım. Gerçeküstücülük (sürrealizm) yaratmaya başlamıştırm." Kaynak: bkz. (23 Mart 2018)

 

 

 

 

DİĞER DİLLER

 

1. Gagavuzların Sovyet nostaljisi.

Komrat'da Gagavuz yazar Mariya Merdcanka'nın kitabı tanıtıldı. "Kadem Kaynaa [Uğurun Kaynağı]" adını taşıyan kitap, Gagavuz dilinde yayınlandı. Medyanın bildirdiğine göre, romanda, 1970'lerin ikinci yarısında, Başalma adlı Gagavuz köyünün sakinlerinin yaşamları anlatılmaktadır. GRT'ye konuşan yazar şu sözleri dile getirdi: "Bence bu yıllar en altın yıllardı, çünkü insanlar barış içinde yaşıyordu. ... Ama bu demek değildir ki, ben o yıllara geri dönmeyi isteyen bir nostalji yapıyorum. Elbette, hayır." Kitabın tanıtımında yazar, "Birileri bu yılların 'durgun' yıllar, birileri de 'altın' yıllar olduğunu düşünüyor." Romanda, bir köydeki yaşamda kendi geleneklerimiz, düğünlerimiz ve Sovyet bayramlarıyla nasıl içiçe geçtiğimiz anlatılıyor. ... Sovyet hükümeti Gagavuzlara birçok şey verdi. Sovyet rejiminden önce, neredeyse okur-yazarlık tümden yoktu. Romanya döneminde, çocuklar daha önceki döneme göre daha fazla okula gitmeye başladılar. Ama halk, nasıl okuyup yazacağını Sovyet zamanlarında öğrendi. Onlar, elbette okuma ve yazma öğrenmeye kendi ana dillerinde başlamadılar. Ekonomik iyileşme, tarımın gelişmesi, endüstriyel üretim ortaya çıktı, altyapı gelişmeye başladı ve nüfusun refah düzeyi önemli ölçüde arttı. Ama tüm bu tartışmasız biçimde olumlu olan süreçler boyunca, paralel olarak hoş olmayan ve bazen de korkunç olan şeyler ortaya çıktı. Bunlar çok fazladır, zaten bilinen bu şeyleri listelemeyeceğim. Öyleyse neden aradan kırk-elli yıl geçmiş olmasına rağmen insanlarda nostaljiye neden oluyor? Açıktır ki roman, otobiyografiktir de. Belki de ben o zamanlar doğduğum için, şimdi böyle birşey yazmaya kaşkışıyorum. Her insan için en iyi zamanlar, ilk aşkın zamanıdır, bu ilk aş zamanı, rüya gibi gençliğin, kaygısız gençliğin zamanıdır. 1930'larda doğan insanlar, 1950'leri anlatan birşeyler yazacaktır. 1990'da okulunu bitirip mezun olanlar ise, yaşamının en iyi zamanları olarak tam da bu dönemi anımsayacaklardır. Çünkü ergenlik dönemi özeldir, orada çimenler daha yeşil, gökyüzü daha hafif ve yıldızlar daha yakındır ve kaynaklardan akan su daha lezzetlidir. Ayrıca daha yaşlı kuşaklar için 'altın çağ' her zaman geçmiştedir. Söz konusu geçmişte insanlar tümüyle farklıydı, "şimdiki kabile gibi değildi", kibar, açık, sürekli yardımcı, dürüst, geleneğe ve yaşlılara saygılı, çocukları incitmeyen, alçakgönüllü, vs. Savaş zamanındaki diktatörlük, yokluk ve salgın hastalığa rağmen insanlara buna özlem duyacaklardır. Ben, Gagavuz yazının bir çalışma ile daha zenginleşmesinden memnunum. İçerik ve biçime ilişkin birşey diyememem.Onu okumadım. Ancak Gagavuz dilinde bir tarihi romanın daha yayınlanması, Gagavuzca'nın hala roman yazmada ilgi çekici olduğunu göstermektedir. Bugün öz-kimlik meseleleri, birey ve toplum arasındaki ilişkiler, toplumsal paradigmadaki değişimler, modern dünyanın ahlaki temellerine herzamankinden daha azil bir meydan okumadır. Bununla ilgili tümüyle yazmaya ve okumaya ilgisiz kalınabilir mi? Bir yandan, ilkece çoğunluk, özellikle Latin alfabesindeki Gagavuz dilinde okumakla ilgilenmiyor. Diğer yandan, bu konuda yazabilecek olanlar da başka konularla meşguller, çünkü Gagavuzlarda yazma, ek bir toplumsal ve ekonomik sıkıntıdır. Yaz, kendi paranla yayınla, çok fazla zaman ve para harca, kitaplar çıkar ve memnuniyet elde et. En iyi olasılıkla, yeni romanla olacak olan şey şu olacak, yetkeler yayını finanse edecek ve kitapların %10'nu sana verecek. Bu durumda 300 kitaptan, yazar 30'unu alacak ve ona çok teşekkür edilecek. ... Onlar, romanın Gagavuzların geleneklerinin mutlu, müreffeh ve sakin Sovyet gerçekliğiyle nasıl organik olarak içiçe geçirildiğini anlattığını söylüyorlar. Ben, 1982'de komşularımızın nasıl bir düğün yaptığını anlattım. 11 Kasım, Brejnev'in öldüğü duyuruldu, cenaze ve yakma töreni 15 Kasım'da yapıldı. Komşularımızın Cumartesi, 14 Kasım, günü düğünleri vardı. Düğün, müziksiz ve danssız yapıldı, ama onlar gündz-gece Brejnev için üzülüp ağladığı için değil, yetkeler bunu yasakladığı için. Geleneklerin ve gerçekliğin ilginç bir organik olarak iç içe geçmesi, öyle değil mi! Kaynak: bkz. (23 Mart 2018)

 

 

 

 

GÜNDEM DIŞI

 

1. Dimitrin Viçev: "Biz bir arada yaşadık." 

Soruyorum KİM bu nefreti ateşledi? Şimdi bizi KİM rahatsız ediyor? Türklerden ve komşumuz Türkiye'den nefret etmemizde KİMin çıkar var? KİM mi? Eh, onlar yine aynı kötüler. Onlar, zorla Türkleri yeniden-adlandıran ve onları Yurdundan kovanlardır. Onlar, son 26 yılda demokrasinin yerini alanlardır - onlar, komünist-Rus-sever mafyadır. ... Ben Şumnu'da doğup büyüdüm. İlkokulda benim sınıfımda on Türk, üç çingene ve iki Ermeni sınıf arkadaşımız vardı. Komşu evin birinde, 20. yy'ın başlarındaki kitlesel baskılardan sonra Türkiye'den gelen mültecilerin torunları olan Ermeniler, diğer komşu evde Sovyet Rusya'sından kaçıp gelmiş yalnız yaşayan kaçak bir Rus yaşıyordu. Onun üzerindeki katta, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra Yunanistan'dan göç etmik politik-göçmen bir komünist aile yaşıyordu. Bizim evin zemin katında, Türk devlet tiyatrosunda dansçı olan güzel bir Türk kadın yaşıyordu. ... Ve biz, bir arada yaşıyorduk. ... Çocukkken bir bakarsın Ermeni kilisesinin avlusunda oynardık, bir bakarsın Tombul Cami'nin gölgesinde yaz sıcağından korunuyorduk. Yakındaki Türk okuma evi olan "Nazım Hikmet"ten okumak için kitaplar alıyorduk, Ermeni okuma evi "Erevan"da Ermeni dans gösterisinin konserine ya da Türk devlet tiyatrosunda Türk dans gösterisini izlemeye gidiyorduk. En neşeli de mahalledeki renkli ve gürültülü çingene düğünlerine gitmek oluyordu, bize bonbon ve limonata ikram ediyorlardı. Türkler ve Ermeniler, bizi kıskanıyorlardı, çünkü onlar Türkçe ve Ermenice dersi alırken biz okulun avlusunda artık oynuyor oluyorduk. Onlar bize kendi alfabelerini öğretiyorlardı, onların dillerinden sözcükler de öğrendik. İlk önce, elbette "pis/ayıp" sözcükleri öğrendik. Türk baklavası yedik, küçük Ermeni tatlıları yedik ve bayramlarda birlikteydik. Sevinçlerimiz ve endişelerimiz ortaktı. Nefret etmiyorduk birbirimizden, bir arada yaşıyorduk. 1989'da komşularımız olan Türkleri kovduklarında, annelerimiz birlikte ağladılar, ama biz artık büyüdük ve komünistlerin yaptığı şeyden utanıyoruz. Onlar, herşeyi anladılar ve bize çiçeklerini bıraktılar, o çiçeklere bakmamızı istediler, ve gözyaşları içinde daha önce hiç gitmediklere bir ülkeye gitmek için yola koyuldular. Çünkü daha önce onları salmamışlardı. Tıpkı biz Bulgarları da salmadıkları gibi. Ve bugüne kadar kimse onların Bulgaristan'a ve Bulgarlara yönelik sevgisini silemedi. ... Kim, bugün birbirinizden nefret etmenizi istiyor? Kim bu alçaklar, bizi bugün Bulgarlar ve diğerleri, Hıristiyanlar ve diğerleri diye bölüp ayıranlar? ... Ben çocukluk ve gençlik yıllarımda böyle bir kötülük ve nefret görmedim. Hiçbir zaman. ... 1848-49 yıllarında Şumen'e, o zamanlar Osmanlı İmparatorluğu içinde, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'ndaki ulusal devrimden sonra göçmenler geldi. Macarlar, Çekler ve Solvaklar, Osmanlı İmparatorluğu'na sığınıp güvenliğe kavuştular. Onlar, kendi Avrupa kültürünü de kendileriyle birlikte getirdiler. Hanımlar, Şumen'in sokak kaldırımlarında uzun elbiseler, ellerinde şemsiyeler ve havadar şapkalarla dolaştılar. Erkekler, ellerinde bastonla smokinli ya da takım elbiseli olarak Şumnu kafelerini dolaştılar. Bu insanlar, ilk senfoni orkestrasını, ilk koroyu, ilk kız okulunu, ilk okuma evin, ilk tiyatroyu getirdiler ve Dunav üzerindeki Lom, Sviştov ve Rusçuk kentleriyle birlikte Şumnu, Yeniden Dirilişimizin merkezlerinden biri oldu. Macar Şafran, ilk orkestrayı ve kadın korosunu oluşturdu, Bulgarlar ve Grekler koroda Avrupa giysileri içinde birlikte şarkı söylediler. ... Türkler, Bulgarlar, Macarlar, Çekler, Arnavutlar, Çingeneler birlikte yaşadılar... Buna birlikte yaşamak denir. ... Yine Şumen'de 1811 yılında ilk kez 11 Mayıs'ta yazımızın bayramı olan Aziz kardeşler Kiril ve Metodiy Bayramı kutlandı. Bayramda her millet vardı, çünkü birlikte yaşadılar. Daha da eskiye gitmeyeceğim, sadece kendi topraklarımızda Osmanlı İmparatorluğu çerçevesinde bir arada yaşama fikrini açıklamak istedim. Elbette açıktır ki, reayanın (Türklerin, Bulgarların ve diğer halkların en yoksul kesimleri kendi emekleri ve mülklerinden İmparatorluğa vergi ödüyorlardı) üzerinde bir baskı vardı. Ama onlar, köle değillerdi. Bulgarların en aydın kesimi, ulusal özgürlüklerini ve kendi Bulgar devletini kurmak istiyorlardı. 19. yy'daki ayaklanma, bu yüzden çıktı. Ulusal devlet için, yani yine Bulgarlar, Türkler, Çingeneler ve Yahudiler birlikte yine barış içinde tek bir yasayı koruyarak yaşasınlar diye. 30 yıl önceye kadar böyle yaşadık. Şimdi soruyorum: KİM aramızdaki bu nefreti körüklüyor? ... Herşeyden önce biz insanız. Bundan sonra cinsiyete, etnosa, dini ya da politik aidiyete göre farklılaşıyoruz. İnsan olmayı unutanlar sadece diğer insandan nefret edebilir, sırf kendisinden farklı diye. Ben İnsanım, Bulgarım, Hırstiyanım, Demokratım ve kölelerin torunu da değilim. Herkesin bireysel hak ve özgürlüklerine saygı duyuyorum, benim özgürlüğüme engel olmadığı sürece. Siz de böyle olun. (Metin, Feysbuk'daki yazarın özel sayfasından alındı.) Kaynak: bkz. (31 Ocak 2016)

 
 

 

 

GÖRSELLER

 

1. Adolf Hitler, Napolyon'un anıt-kabrini ziyaret ederken. Paris, Fransa, 1943 yılı. Kaynak: bkz.

 

 

 

YORUMLAR (0)

BENZER QONULAR (24)

tümü ›