Modérn Çağda Diller ve Siyasi Hakimiyyetler

Bu sunumda “modérn çağ”, “siyasi hakimiyyetler” ve “diller” arasındaki ilişki ve étkileşimler analitik bir gözden kéçirme esasında ele alınmaqdadır. Bu bağlamda: 1. Toplumsal-Kültürel Gérçeklik Sahasında Dilin Yéri ve İşlevleri, 2. Modérnlik Paradiqması, 3. Modérn Millet-Dövletlerde Dil Sorunsalı ve 4. Modérn dövletin silici ve danıcı dil siyasetlerine qarşı vérilen tepki qalıbları ve bezi öneriler dartışılmaqdadır.
Modérn Dövlet, Modern Devlet, Dil Siyasetleri, Dil Politikaları, Ayrımçılıq, Ayrımcılık

Toplantı yöneticisi: M.Riza HÉYET ve Danışıcı: Artum DİNC

 

Bu sunum qabsamında “modérn çağ”; yanı modérn çağ néce bir çağdır? Özellikleri nelerdir? Modérn çağı diger çağlardan ayıran deyişkenler/ müteğeyyiler neledir? Ondan sonra diller bu modérn çağda néce ele alınır? Ve mövqéleri néce belirlenir? “Modérn çağ”, “diller” ve “siyasi hakimiyyetler” arasındaki ilişki ya da rabite bir üçgen ya da müselles şeklinde düşünülerse, néce bir ilişki ve étkileşim sürecleri ortaya çıxar? Néce bir rabiteler ve étkileşimler tablosu resm édilebiler? Burada biraz bu suallara vérilebilecek cevablar üzerinde behs édeceyem.


ANA BAŞLIQLAR

1. Toplumsal-Kültürel Gérçeklik Sahasında Dilin Yéri ve İşlevleri
2. Modérnlik Paradiqması
3. Modérn Millet-Dövletlerde Dil Sorunsalı
4. Modérn dövletin silici ve danıcı dil siyasetlerine qarşı vérilen tepki qalıbları ve bezi öneriler

 


Anadili tanımlamaları:
1. Şexsin anasının anasından öyrendiyi dil,
2. Şexsin öyrendiyi ilk dil,
3. Şexsin gündelik yaşamda istifade étdiyi esas dil ve
4. Bir öneri olaraq, şexsin mensubu olduğu étnisitenin dili.

 


ÖNCE BİR NÉÇE NÜKTE
-- “Anadili” Qavramı Üzerindeki Dartışmalar
“Anadili” tanımıyla bağlı dartışmalar umumiyyetle üç ayrı yanaşım qalıbında ele alınabiler. Bu yanaşımlardan biri; şexsin anasının, anasından öyrendiyi ve ona –şexsin özüne– oyretdiyi dili, “anadili” olaraq tanımlayar. İkinci yanaşım; “anadili”, şexsin öyrendiyi ilk dil olaraq tanımlayar. Bu dil şexsin anasının anasından öyrendiyi dil olmayabiler. Yanı bu dil, çox-kültürlü bir toplumda, siyasi hakimiyyetin dayatdığı ya da tehmil étdiyi başat qılınmış basqın kültürün dili de olabiler. Üçüncü yanaşım ise; şexsin gündelik yaşamda en çok istifade étdiyi dili “anadil” olaraq tanımlayar.


Bu sonuncu tanımlama hileli bir tanımlamadır. Çünkü burada esas alınan qavram “anadili” déyil, “anadil” qavramıdır. Bu da “esas dil” ve hetta “resmi dil” menasına da geler. Bu mefhumu umumiyyetle başat ya da müsellet qılınmış basqın kültürü temsil éden oxumuşlar, siyasiler ve ideoloqlar tercihen istifade éderler. Çünkü bu mefhum “resmi dilin”, “resmiyyetden düşürülmüş” ve “basdırılmış” diller üzerindeki öldürücü tesirini gizli bir biçimde meşrulaşdırar.


Anadili qavramı ve olğusuyla bağlı muxtelif tanımlama ve yanaşmalar ele alınanda, görünür ki bu tanımlama ve yanaşmalar ferqli bağlamlarda ele alındığı üçün ferqli örtülere büründürülür. Dolayısıyla bu tanımlama ve yanaşmaların iki şéyden müsteqil olamdıqları söylenebiler. Birincisi: sorunsallaşdırmaların hankı ictimai ve kültürel şertlerde ve hankı yöntemlerle ele alındığı, ikincisi: hankı güc ya da qudret rabiteleri içinde ele alındığı meselesidir. Bu iki deyişken ya da müteğeyyir, muxtelif tanımlama ve ele alış terzlerinin ortaya çıxmasını bila vasite ve düpedüz étkileyir.


Göresen bu mesele İran kimi çox-kültürlü toplumlarda, néce ve hankı ölçüte göre ele alınıb tanımlanabiler? Doğruluğu ve kéçerliliyi dartışmaya açıq olması şertiyle, ölçüt “étnik mensubiyyet” olabiler mi? Yanı şexsin anadili, onun mensubu olduğu étnisitenin dili olaraq ele alınıb tanımlanabiler mi? Göresen bu ölçüt digerlerine göre anadili gérçeyini daha da terefsiz ve nesnel bir biçimde yansıdabiler mi? Bu sorular ve ireli sürülen ölçüt üzerinde dartışılabiler ve düşünülebler.


-- İdari Düzenle Dilin Doğru İstifadesi Arasındaki Rabite
Miladdan teqriben 500 il önce yaşamış Çinli filosof Konfisiyus’a béle bir sual vérerler:
Eger bir ölkede xaqan ya da höküm süren olsaydınız, ilk iş olaraq ne étmek isterdiniz?

—Şübhesiz ilk iş olaraq dili düzelderdim, déye cevab vérer Konfisiyus.

Ne üçün, déye sorarlar.

—“Çünkü eger dilde pozuqluq varsa, söylenen şéy, söylenmek isteneni anladmaz; eger söylenen istenen anlamı yansıdmazsa, édilmesi ya da encam vérilmesi istenen şéy gérçekleşmez; eger istenen gérçekleşmezse, exlaq ve senet ya da hüner pozulmaya uğrayar; eger exlaq ve senet pozularsa, edalet doğru yoldan çıxar; edalet doğru yoldan çıxarsa, xalq çaresiz bir bunalıma ya da böhrana sürüklener. Sonunda söylenen söz haqqında doğru qerar vérme fürseti qalmaz. Béle bir durumu önlemek ya da engellemek, her şéyden önemlidir.” déye, cevab vérer Konfisiyus.


Bu baxış dilin işlevi ile diger toplumsal qurum ve quruluşların işlevleri arasında néce yaxın ve içiçe bir rabite ve teamülün olduğunu çox açıx bir biçimde ortaya qoyur. Yanı dil ve aile, dil ve huquq, dil ve siyaset, dil ve din, dil ve felsefe, dil ve senet ya da hüner ve diger bütün qurumsal ya da nehadi yapılar arasındaki içiçeliyi açıx bir biçimde tersim édir. Dolayısıyla dili “sadece bir irtibat sağlayıcı” olmaq mehdudesinden çıxarır ve dil olğusunun toplusal-kültürel yapının qılcal damarlarına qeder néce işlediyini açıxca sergileyir.


-- Bezi Çağdaş Batılı Düşünürlerin Görüşleri
Bu düşünürlerin biri Friedrich Wilhelm Christian Karl Ferdinand von Humboldt’dur (1767–1835). Zengin ve soylu bir Alman ailesinin uşağı olan Wilhelm Humboldt, dilin şexslerin bilincinde ya da şuurunda olduğunu ve insanın ürünü ya da tolidi olduğunu ireli sürer.  Humboldt déyir: insan dilin vasitesiyle dünyanı qavramlara dönüşdürer. Humboldt dilin olmuş bitmiş sabit bir şéy ya da bir ürün (ergon) olmadığını, sürekli bir étkinlik ya da bir fealiyyet (ennergeia) olduğunu ve tarix içinde gelişdiğini isbatlamağa çalışar.


Katolik ve sünneti bir ailenin uşağı ve Alman Nazi Partiyasının ya da hizbinin üzvü olmuş Martin Heidegger (1889-1974), dili varlığın évi olaraq görer ve insanın dilin sağladığı yérde yaşadığı düşüncesini ireli sürer. Yanı Heidegger’e göre insan dilin içinde dünyaya geler ve onun içinden dünyanı alğılayıb anlamlandırar.

 

 

 

 

 

 

 

Dille bağlı düşünceleri diqqete alınan düşünürlerden biri de Jacques Marie Émile Lacan’dır (1901-1981). Lacan 20. yüzilde felsefe, dilbilim, insanbilim ve psikanaliz ya da revankavi sahelerini, öne sürdüyü fikir ve iddialarıyla étkilemişdir. Lacan gérçeklik olaraq görünen ve müşexxeslenen şéyin dil terefinden inşa édilib yansıdıldığını sovunar. Bu gérçeklik tesevvürü de dilsel deyişimle birlikde deyişer. Dolayısıla Lacan’a göre bilinç ya da şuur dille oluşar ve dille biçimlener. Lacan démek isteyir ki ‘dünyanın’, ‘başqalarının’ ve ‘menliyin’ bilgisi dil terefinden belirlener ya da müşexxes olar.


Lacan’dan önce Sigmund Freud (1856-1939), “bilincaltı dille keşfedilebiler” démişdi.

 

 

 

 

 


Umumiyyetle modernist baxış açısını, xususiyle de pozitivist bilim anlayışını eleşdiren Alman filosof Friedrich Wilhelm Nietzsche (1844-1900), ağılla birlikde dilin; bir perde, bir örtü ya da bir süzgec rolu oynadığını ireli sürer. Nietzsche déyir: ağılla dil, gérçekliyin olduğu kimi alğımıza yansımasını engeller. Şéyler ‘ağıl’, ‘tecrübe’ ve ‘dil’ vasitesiyle bir anlamlandırma ya da menalandırma süzgecinden kéçer. Bu kéçiş sürecinde de gérçeklik bu menalandırma ve deyer yüklemeyle birlikde tezahür éder.


Nietzsche’nin nezerinde insanların düşünce ve tecrübe süzgecinden kéçmemiş, müsteqil ve “özünde bir şéy” olaraq gérçeklikden söz étmek mümkün déyildir. Nietzcshe déyir ki, kelemelerin olduğu yérde doğruluq ya da heqiqet meselesi, yérinde bir anlatım ya da beyan étme meselesi, olabilmez (İntiqal éden: Öymen, 2002).


Son olaraq da Jacques Derrida’nın (1930-2004) dil üzerine gelişdirdiyi görüşlerine baxarsaq; yapı-sökümçü bir quramsal ya da nezeri yanaşım qarşımıza çıxar. Derrida, dille bağlı iki zidd görüşe diqqet çeker. Derrida’nın özünün de doğru olduğuna inandığı bu iki görüşden biri: dilsel işaretlerin --ferq éylemez ister ses, isterse yazıya aid işaretlerin-- daşıdıqları menalar, deyerler ve ehemiyyetlerinin qaynağının ‘adetler’ ya da ‘xalq arasında anlaşılan yayğın doğrular’ olduğunu iddia éder. Bu görüşe göre, menalar ve deyerler meselesi, fizikin ya da tebietin meselesi olmaqdan çox, ‘nomos’un ya da yérleşmiş qayda ve quralların meselesidir. Bu görüş, işaretlerin ya da simgesel anlam daşıyan qavramların, isteye bağlı rastgele séçildiyini sovunar. Yanı dilsel işaretlerin xalq arasında ortaq anlaşma ya da qerardadlar vesilesiyle oluşdurulduğunu iddia éder.


Derrida’nın qebul étmediyi dille bağlı obiri görüş ise, ‘menalar’ ve ‘deyerler’i temsil éden işaretlerin tamamıyla ‘nomos’un ya da qaydalaşdırmanın meselesi olduğunu reddéder. Bu görüş, anlamsal işaret ya da elametlerin en azından bezilerinin tebii ve zati ya da özsel olduğu iddiasını ireli sürer. Derrida haqlı olaraq bu görüşü Platon ya da Eflatun’un iddiaları üzerine oturdar. Eflatun béle déyir: “biçimler ya da formlar, şéylerin oluşunun esasıdır”. Yanı Eflatun simgesel biçimler ya da formların şéylerin anlaşılabiler olmalarına qaynaqlıq étdiyini iddia éder. Oysaki Derrida bu iddianı eleşdirerek reddéder (Wilson, 1986: 102).


Derrida duyulan ya da hissedilen (sensible)’lebilinen ya da anlaşılan (intelligible)’ı ayrı tutar.  Bu bağlamda DerridaSaussure kimi dili düzenlenmiş bir göstergeler (signs) bütünü ya da başqa bir déyişle bir elametler sistemi olaraq ele alar. Burada gösterge, iki unsurdan oluşar: birincisi gösteren ya da sözcük, ikincisi ise gösterilen ya da şéy veya nesne. Bu iki unsur arasındaki rabite de tesadüfi ve içsel bir ilişkidir. Derrida gösterenle gösterilen arasındaki rabitenin ‘aşqın’ olmadığını, ‘özsel ya da zati’ olmadığını ve éyni halda ‘mecburi’ de olmadığını ireli sürer. Derrida déyir bu rabite ancaq, dilin oluşdurulduğu belli bir kültürel ortamın tesvib étdiyi ortaq bir tevafüq ya da razılaşma neticesinde qurulabiler.


Derrida’ya göre dil; hem tesevvürler ve qavramlar, hem de imler ya da sembollar seviyesinde bir ferqlilikler düzenine göre işler. Derrida’ya göre dil ancaq bu şekilde mümkün olar. Derrida, dilin özdeş ya da hemsan olmadığını, özüyle örtüşmediyini, davamlı naqis qaldığını iddia éder. Buna göre de Derrida’nın görüşünde dil, ‘mütleq indi olabilmeyen’, ‘erişilebilmeyen’, ‘var qılınabilmeyen’ ve ‘burdalaşabilmeyen’ bir yoxluq bir ferqlilik olaraq davam éder (Akdeniz, 2012: 37). Dilin mecazi ya da istiari yapısının işleyişi Derrida’ya göre, bir yoxluq-varlıq rabitesi üzerine esaslanar (Akdeniz, 2012: 41).


Dil nedensizlik ilkesi ya da esline dayanaraq yapılanar ve işler. Bunun üçün de dilin ‘aşqın’ ve ‘özsel’ bir esası yoxdur ve Derrida’ya göre dil tenaquzlu görünse de esassızlıq üzerine esaslanar. Derrida dildeki bu yapısal işleyiş süreçlerini, özünün gelişdirdiyi ‘differance’ qavramı ve yapı-sökümçü bir yöntemle ayrıntılı olaraq dartışar.


 


TOPLUMSAL-KÜLTÜREL GÉRÇEKLİK SAHASINDA DİLİN YÉRİ ve İŞLEVLERİ

-- Toplumsal-kültürel Gérçeklik Ortamı

Toplumsal-kültürel gérçeklik ortamı analitik olaraq üç ayrı boyuta ayrılıb incelenebiler:
Birinci boyut: Somut ve soyut olaraq bilinen her şéyle bağlı ne sorusuna vérilen cevabları qabsayar.
İkinci boyut: Anlam kodları, deyer ve inanc sistémleriyle bağlı ne üçün sorusuna vérilen cevabları qabsayar.
Üçüncü boyut: Toplumsal normlar, qaydalar ve qalıb davranışlarla bağlı néce sorusuna vérilen cevabları qabsayar.


Toplumsal-kültürel gérçeklik ortamı bu üç boyutun içiçe kéçdiyi ve birbirine qarışdığı yérdir. Dil hem simgesel, hem yapısal hem de işlevsel boyutlarıyla bu üç alanda da özünü gösterer.


 


-- Kültürün Boyutları

Kültürün beş ayrı boyutundan behs étmek olar. Onların en başında gelen üç boyutu, düşünce, normlar ve maddedir. Daha çox ve umumiyyetle düşünce ve normların terkibinden idéolojiler; normlar ve maddenin terkibinden de téknoloji boyutları oluşar.


 


Kültüre ilişkin daha ayrıntılı sahalar bu xeritede de göründüyü kimi resm édilebiler. Burada göründüyü kimi dil bir sinir ya da bir e’sab sistémi kimi toplumsal yapını oluşduran qurumlar içi ve qurumlar arası irtibatı sağlayar. Tebii ki dil burada sadece bir iletişim aracı roluyla mehdudlaşdırılabilmez. Göründüyü kimi dil qılcal damarlar kimi toplumsal-kültürel yapının hardasa her yérine yayılmış veziyetdedir.


 


-- Dilin İşlevleri
Dilin işlevleri ferqli ölçümlemelere göre ferqli kümelerde kümelendirilebiler. Buna göre de ferqli dilbilimçiler diqqete aldıqları ölçütlere göre, dilin ferqli işlevlerine işaret éderler. Ana çizgileriyle dilin işlevlerini béle saymaq olar (Kılıç, 2008):

  • Dil bir durumu ya da bir veziyeti betimleyer ya da tosif éder. Bu da dilin betimleme işlevini açığa çıxarar.

  • Dil duyğu ve düşünceleri anlatdığı üçün anlatma işlevi görer.

  • Toplumda şexsler arasındakı irtibatın qurulmasını sağladığı üçün toplumsallıq işlevi görer.

  • Şexsler özlerine özgü dünyalarından söz éderler, öz duyğu, düşünce ve görüşlerini dilin vesilesiyle açıqlayarlar. Bu da dilin özgünlük işlevini açığa çıxarar.

  • Dilin vesilesiyle gönderilen gönderi, alıcıda bir étki oluşdurar, alıcını herekete géçirtme étkisi, bu da dilin çağrı işlevini açığa çıxarar.

  • Öykü, roman ve şéir kimi metinler de dilin yazınsal ya da edebi işlevini yansıdar.


Bunların yanı sıra, dilin “heyatı sürdürme işlevi”, “engeller ve sorunları aşmaq üçün başvurulan aracsallıq ya da ebzari işlevi”, “bilişsellik ya da zéhni işlevi” ve “géribildirim elde étme” kimi işlevlerinden de söz étmek olar.


 


Modérnlik Paradiqması

1.      Gérçekliyin bilinebilerliyi,

2.      Évrenselçi anlayış,

3.       Ferqlileşme, uyumsal qabiliyetin yükselmesi, qabsama ve deyer genellemesi,

4.       Başat qılınmış deyer sistémleri ve söylemlerin umumileşdirilmesi.
 


MODÉRNLİK PARADİQMASI
Modérnlik sürecleri Avrupa’nın Batısı’nda 15. yy.den étibaren başlayır. Bu bağlamda matématik ya da riyaziyyat, fizik ve doğabilimleri öncülüğünde bilimsel bilgi sahasında esas mefruzat ya da varsayımlarda köklü deyişikliklere gédilir. Gérçekliye ilişkin bilgi tasarımındaki öncüller ya da pişferzler yıxılır. Tebii ki bunun yanısıra açıqlama ya da istidlal yöntemleri ve elde édilen neticeler de bu durumdan étkilenir ve deyişir. İnsanın özüne ve çévresine dair “bilme”, “anlama” ve “alğılama” süreçlerinde deyişiklikler ortaya çıxır.


Birincisi:Gérçekliyin bilinebilerliyi” anlayışıdır. Çağcıl ya da modérnist anlayışa göre, olğular ve olğular arası ilişkiler évrensel ya da cahanşümul bir mentiq ve qanunlar çerçivesinde, yanı “evrensel bir doğru ve yanlış oyunu” esasında “açıqlanabiler”.


İkincisi:Évrenselçi anlayış”dır. Çağcıl ya da modérnist baxış, “évrensel ağıl”, “évrensel insan” ve “évrensel tarix” anlayışından yola çıxar. Évrenselçi baxış ve anlayış çağcıllıq öncesi dönemde de vardır. Ortadoğu merkezli ya da İbrahim oğullarının din qalıbında söyledikleri anlatıların étkili olduğu gelenekçi évren açıqlama modellerinde de “évrensel Tanrı”, “évrensel doğrular”, “évrensel insan”, “évrensel günahlar” ve “évrensel tarix” varsayımları açıqca görünebiler.


Üçüncüsü: Parsons’ın qavramlarıyla déyersek, ferqlileşme, uyumsal qabiliyetin yükselmesi, qabsama ve deyer genellemesi sürecleri modérnliyin diger görünümleri arasında sayılabiler (Parsons, 1971: 26-27).


Dördüncüsü: Başat ya da müsellet qılınmış deyer sistémleri ve söylemlerin umumileşdirilmesi, çağcıllaşma sürecinin merkezinde yér alar.


 


Modérnliyin İdare Anlayışı

1.      Her şéyi idare altına alma,

2.      Ussallıq ya da ağıllılıq,

3.      Bürokrasi,

4.      Disiplinçi idare,

5.      Para ve bazar sistémleri, kolléktiv amaclar, évrensel qanun ve huquq sistemleri, içleme-dışlama, işbölümü, ferdi yétenek ve démokratik qurumlar.
 


-- Modérn Çağa Mexsus İdare Anlayışı ve Modérn Toplum Yapısının Esas Görünüm ve Terkib Unsurları

Birincisi: Her şéyi idare altına alma anlayışı ve yétkisi meşrulaşdırılır ve yayğınlaşdırılır. Dolayısıyla modérn idare anlayışı, totalitar ve tamamiyyetçidir.

 
İkincisi: Ussallık ya da ağıllılıq ilkesi ve ölçütü toplumsal heyatın hardasa bütün sahelerine hakim qılınmaya başlayır.


Üçüncüsü: Bürokrasinin –ya da Weber’in déyimiyle demir qefesin– qurumlaşdırılması ile özlüyünden oluş” perdelenir.


Dördüncüsü: Disiplinçi idare anlayışı esasında dil(ler) idare altına, dolayısıyla da kontrol altına alınır. Bélelikle de dillerin istifade édildiyi saheler siyasetin savaş méydanına dönüşür (Gyasi Obengve Hartford, 2002).


Beşincisi de modérn toplum yapısının esas terkib unsurlarıdır ki onlar da:

  • Para ve bazar sistémleri, yanı kapitalist sistém,

  • Belirlenmiş kolléktiv amaclara yétişmek üçün meşrulaşdırılmış yollar ve merkezileşmiş idari teşkilatlar,

  • Umumileşdirilmiş évrenselçi qanun ve huquq sistémleri,

  • Dini, étnik ve toplumsal cinsiyet ferqliliklerine yönelik séçici içleme ve éyni halda dışlama mékanizmaları,

  • İşbölümü ve uzmanlaşmanın yapısal-işlevsel gerekliliyi,

  • Ferdi istédad ve bécerinin ön plana çıxması ve

  • Démokratik qurumlar” ya da daha terefsiz sözcüklerle déyersek yéni éhtiyaclara ve amaclara uyğun qurum ve quruluşlar modérn toplum yapısının esas terkib unsurları arasında sayılabiler.


 


Modérn Millet-Dövlet

1.      Tekçidir. Monistdir.

2.      Üst ve üstün kimliyi dayadar / tehmil éder ve teşkilatlandırar.

3.      Yapmadır. Qurğusaldır. İnşa édiler.

4.      Merkeziyyetçidir. Bütün gücü merkeze toplar.

5.      Ferdi haq ve hürriyyetlere xoşgörü, ama toplu haq ve hürriyyetlere ise xorgörüyle yanaşar.
 


MODÉRN MİLLET-DÖVLETLERDE DİL SORUNSALI

-- Modérn Millet-Dövlet

Millet-dövlet, bir topraq parçası içinde başqa bir deyişle, bir “ölke” hududları içinde, idare étdiyi toplulukları ve bunlara ait alt kimlikleri tek bir bütün olaraq umumileşdirilmiş üst ve üstün kimlikmillet” mefhumu çerçivesinde teşkilatlandıran siyasi bir yapıdır (Kurubaş, 2006: 14).


Modérn dövlet; ne Tanrı’nın, ne milletin zati ve höküm süren ruhunun –Hegel buna Geist déyer– ne de bilinmeyen tarixi gücler terefinden vérilmiş bir ermağandır. Modérn dövlet tamamen “yapma” bir gérçeklik ve düzenlenmiş bir mékanizmadır. Monistdir ve öz bütünlüyü içinde; tek bir para birimi, maliyesi, “milli” [daha doğrusu resmi] dili, huquq sistémi, ordusu, polisi ve tehsil sistémi vardır. İç hakimiyyet ilkesi esasında, öz topraqlarında tüm güc ve idare yétkileri ya da selahiyyetinin tek sahibidir ve tek bir qerar qebul étme merkezi vardır (Poggi, 2007).


Modérn dövletler, ferd olaraq yurddaşlarına tanıdıqları anayasal haq ve hürriyyetleri, toplu ya da cemi bir biçimde azınlıq qruplara tanımaqdan qaçınmışlar. Bunun klasik misalı sayılan, 1790 ilinde Fransa parlaméntosunun bir oturumunda milletvekili Clemond-Tonnerre béle démiş: “Ferd olaraq Yehudi’ye her şéyi vérdik, Yehudi olaraq Yehudi’ye ise héçbir şéy vérmedik (Somersan, 2004: 150).”


Ya da başqa bir misalda, 1835’inci ilin Févral ayının 2’sinde Hindistan’ı yöneten İngilis generalı Lord William Cavendish BENTINCK’in de imzaladığı ve Thomas Babington MACAULAY terefinden yazılan “Hindistan’da Tehsil Üzerine Tutanaq” metninde béle yazır (Macaulay, 1835; Obeng ve Hartford, 2002: 18): “Biz indi, idare altında tutduğumuz milyonlarca insanla, aramızda dilmac ya da tercüman olabilecek bir sinif oluşdurmaq üçün elimizden geleni étmeliyik; rengi ve qanı Hindistanlı, ama zövqü, exlaqı, ağlı ve görüşleri İngilis olan şexslerin sinifi”.


Bu bağlamda Parsons (1902-1979) déyir ki: ictimai heyatda en étkili éylem, toplu ya da cemi éylemdir ve en önemli azadlıq, toplu ya da cemi azadlıqdır. Bu étkili éylemin de en önemli tek şerti, toplumdaki failler arası irtibatlaşmadır. Siyasi hakimiyyetler, ferdi azadlıqları qısıdlayaraq déyil; toplu ya da kollektiv irtibatlaşma azadlıqlarını keserek toplumu böler ve idare éderler (Parsons, 1967: 272).

 

 

 

 

 

 


İtaliyan sosyoloq VilfredoPareto (1848-1923), Gaetano Mosca (1858-1941) ve Robert Michels’in (1876-1936) da bu bağlamda meşhur bir sözü vardır. Pareto, Mosca ve Michels déyirler ki: teşkilatlanmış azınlıq her zaman üçün teşkilatlanmamış çoxunluğu idare éder.

 

-- Modérn Dövletde Ferqlilikler

  • Étnik, dini, dilsel ve umumiyyetle kültürel “ferqlilikler” sorunsallaşar.

  • Yurddaşlar “tek tipleştirme” siyasetlerinin hedefi halına getiriler. Tek resmi dil, tek tehsil dili ve tek yazı dili, ferqlilikleri ortadan qaldırma ve benzeşdirme anlayışı ve deyeri esasında meşrulaşdırılar.

  • Hedef dil(ler)e yönelik düzenlenmiş politikalar:

  1. İlgili mövcud dillerin qonumunu, işlevselliyini, sayğınlığını, yapısını, yayğınlığını ve süreyenliyini olumlu ya da olumsuz yönde étkileyer.

  2. Yurddaşlarının étnik ve kültürel kimliklerini istenilen hedefler doğrultusunda yıxar ve yéniden inşa éder.

  3. Düşünme, anlama ve alğılama biçimlerini işleyer.

  4. Dilde gizli olan mena kodlarını, deyer unsurlarını, ictimai ya da ortak hafizeni ve tarixi kéçmişi yıxıb yéniden inşa éder.


 


Modérn Dövletlerde Dil Sorunsalı:

1.      Dilsel asimilasyon

2.      Dilsel çoxulçuluq

3.      Dili yérlileşdirmek

4.      Dili béynelmilelleşdirmek
 


-- Modérn Dövletde Dil Sorunsalı

Modérn siyasi hakimiyyetler dil işleirini siyaset ve güvenlik mövzularına bağlayarlar. Modérn dövletlerin dil siyasetlerini oluşduran qerar vérici şexs ve orqanları güdüleyen ya da sövq véren idéolojik yanaşımlar olmuş ve olmaqdadır da. Bu idéolojik yanaşımlar neler olabiler (Cobarrubias, 1983: 63)?

1.      Dilsel asimilasyon [Bu qavramsallaşdırma yétersiz qalmaqdadır, kimi durumlarda dil-qırımı da söz qonusu olabiler]

2.      Dilsel çoxulçuluq [Bu qavramsallaşdırma da bezi açılardan dartışmalıdır. Çünkü güc rabiteleri düzleminde dillerin müsavi ya da éşit qonumlar alıb alabilmeyecekleri sualı tam olaraq cevablanmış déyil.]

3.      Gündelik danışma dili olaraq dili yérlileşdirme/ mehellileşdirme ya da bölgeselleşdirme (Vernacularization) [misal üçün, İbranice’nin İsrail’de yérleşdirilmesi]

4.      Dili béynelmilelleşdirme


 


Dil Siyasetleri:

1.      Bir dili öldürme girişimi

2.      Bir dilin ölmesine izin vérme

3.      Desteklenmeyen biraradalıq

4.      Resmi dil olaraq menimseme
 


-- Modérn Siyasi Hakimiyyetlerin Dil Siyasetleri (Cobarrubias, 1983: 71)

  • Bir dili öldürme girişimi [Bu tip girişimler çağdaş Batı tarixinde İtalya, Fransa, Amérika ve Rusya’da gözlemlenmişdir.]

  • Bir dilin ölmesine izin vérme [Bu siyaset de Çin, İran ve eski Soviyetler Birliyi kimi ölkelerde Türk diline qarşı siyasi hakimiyyetler terefinden uyğulanmış ve uyğulanmaqdadır.

  • Desdeklenmeyen biraradalıq [Bu durumda bir siyasi hakimiyyetin hududları içinde bulunan dillerin herhakı birisinin obirine qarşı desteklenmesi söz qonusu déyildir.]

  • Dilin belli işlevlerini qismen destekleme

  • Resmi dil olaraq menimseme [Bu durum géne de ilgili dövlet serhedleri içinde var olan dillerarası güc ilişkilerinden bağımsız déyildir. O ölkedeki dillerden sadece biri mi, bir néçesi mi, yoxsa hamısı mı resmi dil mövqéyindedirler? Bu sorunun cevabı o ölkedeki dillerarası rabitenin mahiyyetini açığa çıxarar.]


-- Dil Planlamasının Amacları (Baldauf ve Kaplan, 1997: 82)

  1. dili sadeleşdirme

  2. dili yéniden biçimlendirme

  3. dilin yayılması

  4. dili yéniden canlandırma

  5. dili standardlaşdırma

  6. sözcüksel çağcıllaşdırma/ gelişdirme

  7. biçemsel besitleşdirme

  8. dili sürdürme/ qoruma

  9. términolojik birleşdirme/ birlik

  10. dillerarası irtibat

  11. yardımçı kod (auxiliary code) standardlaşdırması


-- Dil Planlamasında Diger Amaclar (Baldauf, 2004: 8)

1.      Qonum ya da mövqé planlaması (status planning): Qonum planlaması; bir dilin ya da çéşidli dillerin bir toplum içindeki işlevsel sahalara dağıtımı ve yéniden dağıtımıdır; bu da dilin qonumunu ve süreyenliyini ya da tedavümünü étkileyer. Mövqé planlaması, bir dili yasaqlamaq, resmileşdirmek, béynelmilelleşdirmek, yénilemek, yéniden canlandırmaq, öldürmek, yaymaq ve mehellileşdirmek kimi siyaset ve icraatları içerer.
 

2.       Bütünce planlaması (corpus planning): Bütünce planlaması bir dili grafikleşdirme, gramatikleşdirme, sözcükleşdirme, çağcıllaşdırma, arındırma, yéniden biçimlendirme, biçemsel sadeleşdirme ve términolojik birliyini sağlama kimi fealiyyetleri içerer.
 

3.      Édinim planlaması (acquisition planning): Dilin nesilden nesile intiqalını sağlayan tüm lazimi ayğıtları içerer. Dilin öyrenimini hem danışanlarına hem de yabancılara sağlayan müfredatları içerer. Dilin baxım ve öyrenim xidmetini véren kadroları yétişdirib ve işletmek kimi étkinlikleri içerer. 
 

4.      Sayğınlıq ve görünüm planlaması (prestige and image planning): Dilin resmi, idari, qurumsal ve tercih édiler bir dil qonumuna getirilmesini sağlayan siyasetleri içerer. Ayrıca dilin bilim dili, iş dili, diplomasi dili ve başat kültür dili mövqéyi almasını sağlayan çabaları içerer.


 


1925’den Günümüze İran’da Dil Siyasetleri:

1.      Resmi düzlemde: Farsca dışında qalan dillere qarşı dil-qırımı siyasetleri.

2.      Resmi olmayan düzlemde: Farsca dışında qalan dillere qarşı ölüme terk étme ve işlevsizleşdirme siyasetleri.
 


MODÉRN DÖVLETLERDE UYĞULANAN DİL SİYASETLERİNE VÉRİLEN TEPKİLER ve BEZİ ÖNERİLER

Modérn millet-dövletlerin hamısında olmasa da bir çoxunda, başat ya da müsellet qılınmış ve resmi dil qonumuna getirilmiş dilin dışında ya da éşiyinde qalan diller; ya “dil-qırımı”, ya “ölüme terk édilme” ya da “işlevsizleşdirilme” kimi siyasetlerin hedefi olmuşdurlar. Béle bir rasist ya da nejadperest, dışlayıcı ya da terd édici, asimilasyonçu ve faşizan uyğulamalara néce qarşı qoyulabiler? Bu bağlamda yaşanan tecrübeler nelerdir? Men bu sualların cevabını, İran numunesi üzerinden öz şexsi düşüncelerimi dile getirerek vérmek isteyirem.


İran’da Qacar Türk Xanedanlığının hakimiyyetine 1925’de Sovét Rusyasının sessizliği ve İngilislerin kömeyiyle qurğulanmış bir kudétayla (coup d'etat) son vérilir ve Rizaxan seltenet textine çıxardılır. Qacarlar döneminde siyasi hakimiyyetin dil siyasetinde, herhankı bir dili üstün qılma ya da remi dil qonumuna getirme çabası olmamışdır.  İran’da dil dayatması ya da dil tehmili meselesi, ilk defe Riza Şah döneminde gérçekleşir. Pehleviler döneminde (1925-1979) herhankı bir référanduma gétmeden, İran’da yérli xalqlara soruşmadan, sessiz ve örtülü bir biçimde ve meşru bir zemine oturdulmadan, anayasaya da yansıdılmadan resmi rabiteler ve tehsil qurumunda Fars dilinin istifadesi mecburi qılınır. Halbuki ölke nüfusunun yarısından çoxu Farslardan ayrı bir étnik kimlik mensubiyyeti daşıyır ve bu dili bilmeyir. Benzer bir açıqlamada da 2009 ilinde dönemin tehsil baxanı olan Haji Babaei (2009) déyir ki, “Ölke çapında öyrencilerin %70’i iki dillidirler. Onların ana dilleri, mektebe girib birinci sinifi bitirdikden sonra, Farsca’ya dönüşmeyir. Bu öyrenciler, Téhran’da tehsil alan öyrencilerle néce yarışabilerler? Daha ilk sinifde bu qeder düşük kalite tehsil durumuyla qarşılaşan öyrenci, sonuna qeder başarılı olabilmez”.

 

Ancaq Farsca’ya İran’da ilk defe, 1979'uncu ilin April ayının birinde İslam Cumhuriyeti rejiminin düzenlediyi anayasa référandumundan sonra 15'inci madde étibarıyla resmi dil ünvanı qazandırıldı. Bu madde bağlamında bu yasal düzenlemenin buyurğan ve tehmili olması, birçox yönden sorğulanabiler. Birincisi, Farsca’nın resmi dil olması telebi 175 maddelik bir anayasa torbası içinde référanduma sunulması baxımından eleşdirilebiler. İkincisi, İran nüfusunun yarısından çoxunu oluşduran ve dilleri Farsca olmayan étniklerin anadillerinin buyurğan bir şekilde qırağa qoyulması ve séçenekler arasında gösterilmemesi baxımından sorğulanabiler. Yanı fürset beraberliyi ilkesinin çéynenmesi açısından. Üçüncüsü, yérli resmi dil séçeneyinin, gözardı édilmesi baxımından tenqid édilebiler. Dördüncüsü, étnik, dilsel, sinfi ve cinsi edaletsizlikleri içeren qanuni dayatmaların qebul édildiyi bu kimi dönemlerin psikolojik şertleri açısından tenqid édilebiler. Yanı, réjim deyişikliyi sonrası dönemlerde sıxca görünen, séçici ve ayırd édici alğının korlaşdığı bir psikolojik durumun hakimiyyeti altında olamsı açısından sorğulanabiler. Yanı insanların bir çoxu belirsizlikden yéni düzene kéçiş heyecanı ve güdüsü içinde, ağır neticeleri olabilecek bezi dayatmaları ya önemsemezler, ya érteleyerler, ya da qarşı çıxmanın bedeline qatlanabilmeyecekleri üçün mecburen qebul éderler. Bunlar kimi tenqidi sorğulamaların sayısı çoxaldılabiler.


 


Dil haqları uğruna mübarizede esas unsurlar:

1.      Meselenin doğru teşxisi.

2.      Bilinclenme ve bilinclendirme.

3.      Teşviq édici işlevsel güdüleyici girişimler.

4.      Yüngül bedelden ağır bedele doğru bir yol xeritesi.

5.      Basdırılmış dilin qorunması, sürdürülmesi ve qonumunun yükseldilmesi.
 


Bu sürecle birlikde, Farsca xaricinde qalan dillerin istifadesine resmi olmayan rabitelerde bezi mehdud imkanlar tanınsa da Farslaşdırma siyasetleri, sistém içine sızmış Farsçı zéhniyet terefinden yéni şertlere uyğun olaraq, hele de sürdürülmekdedir. Bugünkü şertlerde İran nüfusunun yarısından çoxunu oluşduran qéri Fars étnik qrupların dilleri resmi rabitelerde dil-qırımı, resmi olmayan rabitelerde ise ölüme terk édilme ve işlevsizleşdirme siyasetlerine meruz buraxılmaqdadır.


Bu duruma qarşı direnme süreclerinde neler diqqete alınmalıdır? Bu bağlamda diqqet édilmesi gereken nüktelerden biri, en esas ve en stratejik ehemiyyete sahib olan nükte meselenin doğru teşxisidir. Yanı hem nezeriyye ve söylem, hem yöntem ve éylem, hem de qabsam ve içerik açısından hadisenin neliyinin, néceliyinin ve ne üçünlüyünün; “doğru”, “étkili” ve “sorun çözücü” bir yanaşımla ele alınmasıdır esas mesele. Bu bağlamda İran’da dil-qırımı ve dil basqısı meselesini hellétmek üçün emeli ve mümkün yollardan gédilmesinin mequl olacağı düşüncesindeyem. Yanı idéal çözüm yollarıyla gérçek şertler ve imkanlar arasında qopuqluğun ve örtüşmezliyin azaldılması gerekdiyini démek isteyirem.


Bugün Fars olmayan étnik kimliklere qarşı, İran’da sürdürülen ayrımçı siyasetler, bir baxıma üç başlıqda xulaselenebiler: 1. Resmi ve huquqi zeminde tanınma ve bir mövqéye sahib olma haqqı, 2. Güc ya da qudret rabitelerine qatılma ve temsil édilme haqqı ve 3. Maddi ve insani qaynaqların beraberce ve haqca paylaşımı meseleleri.


İkinici nükte, bilinclenme ve bilinclendirme sürecleridir. Yanı çox sade bir dille déyersek, İran’da doxsan ilden beri dil ve étnik kimlik üzerinden bir ayrımçılıq ya da tebîz meselesinin sürdürüldüyünü bilmek ve bildirmek. Ve éyni zamanda buna qarşı bir tedbir almağı bir insanlıq ve vicdan borcu olaraq yérine gétirmek. Misal üçün yasaqlanmış ve basdırılmış dili yazma ve oxuma heddinde öyrenmek ve öyretmek. Tebîz meselesini her zaman ve her yérde diqqetle göz önünde tutub, dile getirmek ve muxtelif boyutlarını behse açaraq gündemde tutmaq vb. kimi. Bunlar éyni halda, her bir ferdin öz menliyini gérçekleşdirmesi ve ictimai bir fail ya da éyleyici olamsına imkan véren fealiyyetlerdir.


Üçüncü nükte, teşviq édici ve ödüllendirici ya da padaşlandırıcı yöntemleri teşxis ve icra étme mékanizmaları olabiler. Anadilini öyrenib istifade étmenin zeruret ve imtiyazlarını keşfédib anlatmaq bu yöntemin bir parçası olabiler. Bu istiqametde, resmi olmayan gündelik rabitelerde, basdırılmış dilin meselen İran’da Türkce’nin istifade méydanının olduqca géniş tutulması ve işlevselliyinin artdırılması teklif édilebiler. Resmi olmayan rabitelerdecib téléfonları, bilgisayarlar, kağaz üzerinden ve üz üze olan sesli ve yazılı rabitelerde basdırılan dil séçilib istifade édilebiler.


Cib téléfonlarının, bilgisayarların, télévizyonların ve benzeri aletlerin manitor dili, basdırılmış dil séçeneyiyle tenzim édilebiler. Basdırılmış dilde yayın yapan radyo, télévizyon, intérnét saytları, dergi ve kitablar istifade üçün tercih édilebiler. Şexsi tanıtım kartları, toy ve yas devetiyeleri, élanları vb. kimileri basdırılmış dilde yazdırılabiler. Xiyavan adları, mehelle, küçe, bina, işyéri ve insan adları basdırılmış dildeki adlardan séçilebiler.


Ayrıca, basdırılmış dili öyrenib istifade édenleri olabildiyince maddi ve menevi olaraq ödüllendirmek ya da padaşlandırmaq veya onların zeruri éhtiyaclarını qarşılama kimi girişimler olabiler. Meselen, birisi öz iş yérinin adını basdırılmış dildeki adlardan séçibse, ticari veya iqtisadi rabiteler o iş yérine yönlendirilebiler. O iş veya alışvériş yérinin niye tercih édildiyi de o iş yérini işledene açıqca bildirilib teşviq ve terğib édilebiler.


Dördüncü nükte, bedelli ya da hezineli direniş yolarına başvurma durumlarında bedeli ya da hezinesi en az olana öncelik ve oleviyyet tanımaq olabiler. İran’da siyasi hakimiyyet terefinden icra édilmekde olan Farsca basqısı ve dayatmasına qarşı direniş sürecinde muqavimetin bedeli ya da hezinesi direnenler terefinden ağıllı bir hésablamaya tabé tutulabiler. Bu istiqametde direniş biçimlerini séçib emel éderken oleviyyet ya da öncelik sırlaması bedeli ya da hezinesi en az olandan en çox olana sarı olarsa, géniş kütleleri herekete kéçirme imkanı artar. Ama géne de bu o démek déyildir ki bedel ödemeden ya da hezine vérmeden başarı elde édilebiler. Ayrımçılıq ve edaletsizliye qarşı mubarize ve direniş, bedelsiz ya da hezinesiz olabilmez. Jean Paul Sartre azadlıq mefumunu terifleyende ne déyir? “Azadlıq, mesuliyyetdir” déyir.


Tebii burada beraber ve azad yaşamaq üçün séçilen yollar, ağıl ve mentiq esasında olarsa hedefe sarı yaxınlaşma éhtimalı da artar. Yoxsa içi boş hemasi şuarlar ve éylemler işi biraz daha da yoxuşa sürütleyer. Bu baxımdan her ne qeder yorucu ve uzun süreli olsa da, ağır emek serf édilmesi gerekse de meselelerin, qalıcı bir biçimde hell édilmesi üçün géçerli, tutarlı, étkili ve sürdürülebiler yol ve yöndemlerin diqqete alınıb işlenmesi can alıcı ehemiyyete sahibdir. Bununla bağlı Türkiye’nin 9'uncu Cumhurbaşqanı Süleyman Demirel’in bir sözünü xatırlatmaqda fayda var: o déyir ki “siyaset imkanlardan istifade étme hüneridir”.


İran’da dil tebîzi ve tehmili meselesiyle bağlı sivil ya da medeni itaetsizlik éylemleri bağlamında çox yayğın olabilecek ve géniş kütlelerin étkin qatılımını sağlayabilecek iki çéşid étiraz biçimi çox az bedel ya da hezineyle icrayi olabiler. Bunlardan birisi, oxulların ya da mekteblerin açıldığı ilk gün veya ilk hefte boyunca derslere qatılmamaqla bir medeni itaetsizlik éylemi gérçekleşdirerek Fars dilinin tehmil édilmesi sürecine étirazı bildirmek. İkincisi ise, “Farsca Orucu Günü” éylemi. Miladi tarix ile 21 Févral 2011 ve Güneş tarixi ile 1389'uncu ilin İsfend ayının 2'si, yanı Dünya Anadili Günü’nde şexsen ortya qoyduğum, bir medeni itaetsizlik biçimi, yanı bir günlük Farsca orucu éylemi. Dolayısıyla bütün İran’da anadilleri Farsca olamayanlar, yanı nüfusun yarısından çoxu bir gün boyunca ne Farsca danışacaqlar, ne éşidecekler, ne izleyecekler, ne yazacaqlar, ne de oxuyacaqlar. Bu iki yöntemin de çox étkili ve ses getiren éylem biçimleri olabileceyi düşüncesindeyem. Çünkü qudret sahiblerinin tehekkümünü mümkün qılan bağlar bélelikle kesilmiş olur. Türk sosyal-psikoloq Gündüz Vassaf’ın (2013: 95) diliyle déyersem: iqtidar sahiblerinin en çox qorxduqları şéy, onlara qarşı simétrik muxalifet étmek déyil, onları 'ciddiye almamaq'dır. Yanı onları héçe saymaqdır.


Béşinci nükte, basdırılmış dilin yayğınlığı, işlevselliyi ve mövqéyi üzerine sürdürülen mübarize biçimi ve içeriyine yönelik fealiyyetleri qabsayar. Bu fealiyyet türlerinden, birincisi: basdırılmış dilin istifade hövzeleri ve danışanlarının sayısının azalmasını étkileyen étken ya da faktorların ortadan qaldırılması ve işlevsiz qılınmasını hedefleyen fealiyyetlerdir. Bu kimi fealiyyetler hem resmi hem de qéri resmi rabiteler düzleminde sürdürülebiler. Misal üçün basdırılmış dile yönelik icra édilmekde olan baqsıcı qanunların yéniden gözden kéçirilmesi ve islah édilmesini teleb éden fealiyyetler. Veya basdırılmış dilin yéni nesillere öyredilmesi ve intiqalını engelleyen deyer ve normları ortadan qaldıran ve éyni halda basdırılmış dilin yéni nesillere öyredilmesi ve intiqalını sağlayan işlevsel icraatları mecburi qılan deyer ve normları hem resmi hem de qéri resmi rabitelerde yayğınlaşdırmaya yönelik fealiyetler. Bu fealiyyet ya da étkinlikler, dilin qorunması ve sürdürülmesine ilişkin fealiyyetler qabsamında ele alınabiler.


İkincisi: basdırılmış dilin qonumunu ya da mövqéyini olumsuz yönde étkileyen étken ya da faktorların ortadan qaldırılması ve işlevsiz qılınmasını hedefleyen fealiyyetlerdir. Bu bağlamda basdırılmış dilin durumuna göre bir néçe açıdan fealiyyet aparılabiler. Misal üçün eger basdırılmış dil, tehsil dili qonumuna ya da mövqéyine sahib déyilse, o dilin tehsil dili olmasını hedefleyen fealiyyetleri içerebiler. Ya da basdırılmış dili danışan nüfusun yayğın olduğu bölgelerde, o dilin resmi dil qonumu qazanmasını hedefleyen fealiyyetler. Veya basdırılmış dilin ölke çapında resmi dillerden biri olmasını hedefleyen fealiyyetler de bu çercivede ele alınabiler. Misal üçün İran’da basdırılmaqda olan Türkce’nin, İran’da tehsil dili veya resmi dillerden biri olaraq qebul édilmesini hedefleyen girişimler kimi fealiyyetler bu bağlamda ele alınabiler. Bunlar menim indilik önereceyim ya da pişnehad édeceyim xususlardır. Bunlar çoxaldılabiler, tekmilleşdirilebiler ve dartışılabiler xususlardır.
 

 

QAYNAQCA:

AKDENİZ, Emrah. (2012). “Derrida’da Kökensiz Düşüncenin Kökeni olarak Différance”. Posseible, Cilt: 1, Sayı: 1, ss. 33-49. Ağ bağlantısı: http://www.posseible.com/uploads/dergi/11.pdf (02.01.2013).


BALDAUF, Richard B. ve KAPLAN, Robert B. (1997). Language Planning from Practice to Theory. Clevedon: Multilingual Matters Ltd.


BALDAUF, Richard B. (2004). “Language Planning and Policy: Recent Trends, Future Directions”. Ağ Bağlantısı: http://espace.library.uq.edu.au/eserv/UQ%3A24518/LPPCoPap1AAAL04.pdf (Erişim: 09.09.2011).


COBARRUBIAS, Juan. (1983). “Ethical Issues in Status Planning”. Progress in Language Planning: International Perspectives. Eds. Juan Cobarrubias and Joshua Fishman, pp. 41-85. New York: Mouton Publishers.


Güvenç, Bozkurt. (1999). İnsan ve Kültür. İstanbul: Remzi Kitabevi.


HAJI BABAEİ, Hamid-Reza. (2009). “Amouzesh ve Parvaresh-e Keshvar be Do Doreye 6 Sale Tabdil Shod”. Edunews Site. Ağ bağlantısı: http://www.edunews.ir/index.php?view&sid=23573 (Erişim: 04.01.2013).


KILIÇ, Veysel. (2008). Dilin İşlevleri ve İletişim. İstanbul: Papatya Yayıncılık.


KURUBAŞ, Erol. (2006). Asimilasyondan Tanınmaya: Uluslararası Alanda Azınlık Sorunları ve Avrupa Yaklaşımı. Ankara: Asil Yayın Dağıtım Ltd. Şti.


MACAULAY, Thomas Babington. (1835). “Minute on Indian Education”. columbia.edu. Ağ bağlantısı: 
http://www.columbia.edu/itc/mealac/pritchett/00generallinks/macaulay/txt_minute_education_1835.html
 
(Erişim: 05.02.2013).


OBENG, Samuel Gyasi and HARTFORD, Beverly. (2002). Political Independence with Linguistic Servitude: The Politics about Languages in the Developing World. New York: Nova Publishers.


ÖYMEN, Örsan K. (2002). “Nietzsche’nin Epistemolojisi Üzerine Düşünceler”. Yeditepe’de Felsefe, Sayı: 7. İstanbul:  Yeditepe Üniversitesi Yayınları. Ağ bağlantısı: http://www.felsefeekibi.com/dergi8/s8_y15.html ve http://www.felsefeforumu.com/viewtopic.php?f=72&t=117 (Erişim: 02.01.2013).


PARSONS, Talcott. (1971). The System of Modern Societies. Englewood Cliffs, NJ: Prentice-Hall.


PARSONS, Talcott. (1967). “Some Reflections on the Place of Force in Social Process,” Sociological Theory and Modern Society. New York: Free Pres, sf: 264–296.


POGGI, Gianfranco. (2007). Modern Devletin Gelişimi. 4. Baskı, Çev. Şule Kut ve Binnaz Toprak, İstanbul: Bilgi Üniversitesi Yayınları.


VASSAF, Gündüz. (2013). Cehenneme Övgü. 27. Baskı. İstanbul: İletişim Yayınları.


WILSON, Fred. (1986). “Hume and Derrida on Language and Meaning”. Hume Studies, Volume: XII, Number: 2, pp. 99-121. Ağ bağlantısı: http://www.humesociety.org/hs/issues/v12n2/wilson/wilson-v12n2.pdf (Erişim: 02.01.2013).

YORUMLAR (0)