Hacettepe Ünivérsitesi Felsefe Bölümü Başqanı Prof. Dr. Kurtuluş Dinçer’in Açılış Qonuşması

12.05.2010’da HACETTEPE ÜNİVÉRSİTESİ FELSEFE BÖLÜMÜ’nün düzenlediyi SARTRE SEMPOZYUMU’na qatılan qonuşmaçıların/meruzeçilerin sunumlarında; Sartre felsefesinin temel qavramları, Sartre’ın duyğu quramı, ontolojik fenomenolojisi bağlamında özneler arasılıq,
Sartre, Tiyatro, Roman, İmgelem, Özgürlük, Özneler-arasılık, Duygu Kuramı, Zamansallık

Değerli öğretim üyeleri, sevgili öğrenciler Sartre Sempozyumu’na hoş geldiniz, diyerek başlıyorum. 2006 yılından beri düzenlemekte olduğumuz bu bir günlük sempozyumlar dizisine Sartre’la devam ediyoruz. Filozoflara ayırıyoruz bu sempozyumları, bir sonraki de hep bir sürpriz oluyor, önceden ilan etmiyoruz.


Sartre 1905’de doğdu, Paris’te École Normale Supérieure’de bulundu ve orada Henri Bergson’un felsefesinden çok etkilendi. Diyor ki; “ondan felsefe yolu ile hakikatin öğrenilebileceğini öğrendim”. 1934-35’de Berlin’de Institut Francais’de [Fransız Enstitüsü] geçirmiş yılı ve Husserl üzerine çalışmalar yapmış o anda. 1936’da Transandantal Egoyu yazmış ve bu kitabı tamamen Husserl’in etkisi altında yazdığını söylüyor. Bulantı adlı romanı üzerine de yine Berlin’de çalışmış ve o romanda Sartre insanın sezgi yoluyla varoluşun saçma ve rastlantısal yapısının deneyimini edinişi anlatıyor. Varoluş tamamen saçma ve rastlantısal bir şeydir. Bu deneyim insan varoluşunun hiçbir açık amacı bulunmayan tamamen olumsal, rastlantısal bir şey olduğu duygusudur. Ve “bu felsefi görüşü, bu felsefi iç görüşü okura anlatmak için uygun sözcükleri bulamadığım için daha romantik bir form içerisinde anlatmam ve bunu bir maceraya dönüştürmem gerekiyordu” diyor sonra.


İkinci Dünya Savaşı sırasında Fransız Resistance [direniş] Hareketi’nin eylemcilerinden birisi olur ve Almanlara esir düşer. Toplama kampında Heidegger okur. Haftada üç kez arkadaşlarına Heidegger’in felsefesini anlattığını söylüyor orada. O sırada Heidegger hakkında tuttuğu notlar uzun süre kendisini etkileyecektir. “Orada edindiğim birçok gözlem daha sonra Varlık ve Hiçlikte yerini buldu” diyor. Varlık ve Hiçlik 1943’te yayınlandı. İkinci büyük yapıtı Diyalektik Aklın Eleştirisi 1960 tarihli. 1971-72’de Flaubert üzerine üç ciltlik eserini yayınladı.


Marksizm’den derinden etkilenmiş olmasına karşın, Komünist Parti’ye üye olmamıştır. Marksizm’i de ahlaka ve özgürlüğe yeterince açık bir rol vermemiş olduğu için eleştirir. 1964’te Nobel Edebiyat Ödülü’nü kurumsallaşmak istemediği gerekçesiyle reddeder.


Sartre’ın adı varoluşçulukla özdeşleşmiştir, denebilir. Bunun ilk nedeni, çağdaşı olan Alman yazarı özellikle Heidegger’in son derece teknik yazılarını daha açık ve popüler bir dille anlaşılır kılmasıdır. Ve ikincisi, romanları ve kısa öykülerinde kullandığı hafif felsefe dilidir. En tanınmış yapıtının “Varoluşçuluk Bir Hümanizmadır” olduğu düşünülürse, bu daha da anlaşılır hale gelecektir.


Sartre’ın varoluşçuluğu, 20. yüzyılın üç ana düşünce akımının özel bir karışımıdır, denebilir: Marks, Husserl, Heidegger. Sartre; bu üç düşünme biçiminde ortak olan şeyin, insanın kendi yazgısını belirlemekte aktif bir rol oynayabileceğini düşünmeleri olduğunu söylüyor. İnsan kendi yazgısını kendi belirleyebilir. Marks, “felsefe şimdiye kadar dünyayı yorumlamakla yetindi, oysa asıl olan onu değiştirmektir”, diyordu. Husserl, fenomenoloji adını verdiği yeni bir felsefe yapma yolunu geliştirmiş ve gerçek felsefenin kendini insanın, özellikle de insanın somut dünyasal varlığının özünü araması gereken bir şey olduğunu söyler. İnsanın dünyasal varlığının özünü araması gereken bir şeydir felsefe, temelini buradan almak gerekir. Heidegger ise, Kierkegaard ile Husserl arasında bir bağ kurup Varlık ve Zamanda varlık hakkındaki en önemli sorunu anlamanın, en iyi şekilde kişinin varoluşsal çözümlemesini yapmakla başarılabileceğini söylüyor. Kişinin varoluşsal çözümlemesi. Sartre ise, esas olarak bireyin varoluşuyla uğraşır. Onun artık klasikleşmiş olan dile getirişiyle, “varoluş; özden önce geldiği için, kişiden değil, bireyden kaynaklandığını” söyler, bu sözü burada her halde birçok kez duyacağız.


Bu yaklaşımın, yani özgürlüğü reddeden yaklaşımın, post modern felsefi görüşlere de kaynaklık ettiğini söylemeden geçemeyeceğim. Sartre’ın önemli bir payı olsa gerek. Bugün burada Sartre’ın düşüncelerini enine boyuna tartışacağız. Başarılı bir sempozyum olmasını diliyorum. Hepinize tekrar hoş geldiniz diyorum.

YORUMLAR (0)

BENZER QONULAR (7)

tümü ›

YAZARDAN BU SAYTDA (1)

tümü ›